İçeriğe geç
Diyarbakır Pulse
Hayvanlar

Denizanaları Nasıl Hareket Eder ve Nasıl Beslenir?

Beyni ve kalbi olmayan denizanası, suyu iterek ilerler ve uzantılarındaki yakalayıcı hücrelerle avlanır. Hareketinin ve beslenmesinin işleyişi.

Berrin Akyol 4 dk okuma

Denizanaları, denizlerin en eski ve en sade görünüşlü canlılarından biridir. Beyinleri, kalpleri, akciğerleri ya da kemikleri yoktur; gövdelerinin büyük bölümü sudan oluşur. Buna rağmen okyanusun her derinliğinde, kutup sularından tropik kıyılara kadar geniş bir alanda yaşarlar. İlk bakışta akıntıya kapılmış şeffaf bir kese gibi görünen bu canlının hareketi de beslenmesi de aslında son derece düzenli bir işleyişe dayanır. Bu yazıda denizanasının nasıl yüzdüğünü, avını nasıl yakaladığını ve bu kadar basit bir bedenle nasıl ayakta kaldığını adım adım ele alıyoruz.

Şemsiye biçimli gövde nasıl çalışır?

Denizanasının gövdesi genellikle çan ya da şemsiye biçimindedir. Bu çanın dış yüzeyi ile iç yüzeyi arasında jölemsi, yoğun bir tabaka bulunur. Bu tabaka hem gövdeye biçim verir hem de yay gibi davranır. Çanın kenarında halka biçiminde kas lifleri vardır. Bu lifler kasıldığında çanın ağzı daralır ve içeride kalan su geriye doğru itilir. Kaslar gevşediğinde jölemsi tabaka eski biçimine döner, çan yeniden açılır ve içeriye su dolar. Böylece hareket için ayrı bir pompa gerekmez.

Su itmeye dayalı yüzme

Denizanasının ilerleyişi, suyu geriye itip kendini öne taşıma ilkesine dayanır. Bu, bir bakıma tepki hareketidir: geriye doğru itilen su kütlesi, canlının gövdesini ters yönde götürür. Kasılma kısa ve keskindir, açılma ise yavaş ve edilgendir. Bu nedenle denizanası düz bir hızla değil, kesik kesik ilerler. Her kasılmada biraz yükselir, ardından yavaşlar ve tekrar kasılır. Bu ritmik hareket enerji açısından oldukça verimlidir; denizanası, aynı büyüklükteki pek çok yüzücü canlıdan daha az enerji harcayarak yol alır.

Akıntıya karşı değil, akıntıyla birlikte

Denizanası güçlü bir yüzücü değildir. Yatay yönde uzun mesafeleri kendi gücüyle almaz; asıl yolculuğunu deniz akıntıları yaptırır. Onun kendi kas gücüyle en iyi başardığı şey dikey hareket etmektir. Gün içinde ışığın, sıcaklığın ve besin yoğunluğunun değiştiği katmanlar arasında aşağı yukarı gider. Bazı türler gündüz derinlere iner, gece yüzeye çıkar. Böylece hem avlanma fırsatını hem de kendisini avlayan canlılardan korunmayı dengeler. Kısacası denizanası yatayda akıntıya teslim olur, dikeyde ise kendi kararını uygular.

Denge ve yön duyusu

Beyni olmamasına karşın denizanası yönünü şaşırmaz. Çanın kenarında, sinir hücrelerinden oluşan bir halka bulunur. Bu halka, kas kasılmalarının aynı anda ve düzenli olmasını sağlar. Ayrıca kenarda yerçekimi yönünü algılamaya yarayan küçük denge organları vardır. Bu organların içinde ağırlıkça yoğun küçük taneler bulunur; canlı yan yattığında bu taneler yer değiştirir ve sinir halkasını uyarır. Bazı türlerde ışığa duyarlı basit göz benekleri de vardır. Böylece hangi yönün yukarı, hangi yönün aşağı olduğu sürekli denetlenir.

Uzantılar ve yakalayıcı hücreler

Denizanasının çanının altından sarkan uzun kollar ve ince uzantılar, beslenmenin asıl aracıdır. Bu uzantıların yüzeyinde çok sayıda özelleşmiş yakalayıcı hücre bulunur. Her hücrenin içinde sarmal biçimde kıvrılmış, ucu keskin bir iplikçik vardır. Bir canlı bu hücreye değdiğinde iplikçik büyük bir hızla dışarı fırlar ve ava saplanır. Bu tepki bilinçli bir karar değildir; dokunma ve kimyasal uyarıyla tetiklenen mekanik bir boşalmadır. Bir kez boşalan hücre yeniden kullanılmaz, yerine yenisi üretilir.

Denizanası ne yer?

Denizanalarının büyük bölümü, suda asılı duran küçük canlılarla beslenir. Menüde minik kabuklular, balık yumurtaları, balık larvaları ve çeşitli plankton türleri vardır. Büyük türler küçük balıkları da yakalayabilir; bazı türlerse başka denizanalarını yer. Avlanma yöntemi genellikle beklemeye dayanır. Denizanası uzantılarını suya yayarak süzülür ve yolu üstünde ne varsa ona takılır. Bu yönüyle kovalayan bir avcıdan çok, canlı bir ağa benzer. Bazı türler ise uzantılarını yapışkan bir örtüyle kaplayarak küçük parçacıkları toplar.

Ağızdan mideye, aynı kapıdan geri

Yakalanan av, kollar yardımıyla çanın ortasındaki ağız açıklığına taşınır. Sindirim, gövdenin merkezindeki boşlukta gerçekleşir. Burada salgılanan sindirim maddeleri avı çözer ve besin, boşluğun çeperinden emilir. Bir kısım tür, gövde boyunca uzanan kanallar sayesinde besini bedenin uzak kısımlarına ulaştırır. Ayrı bir boşaltım açıklığı yoktur; sindirilemeyen artıklar yine ağızdan dışarı atılır. Bu düzen basit görünse de küçük ve sık avlarla beslenen bir canlı için fazlasıyla yeterlidir.

Sokma neden olur?

İnsanların denizanası temasında hissettiği yanma, bir saldırı değil bir yanlış anlaşılmadır. Yakalayıcı hücreler dokunmayla tetiklenir ve karşısındakinin insan mı balık mı olduğunu ayırt etmez. Kıyıya vurmuş, ölü görünen bir denizanasının uzantıları bile bir süre daha tepki verebilir. Bu nedenle kıyıda görülen denizanalarına çıplak elle dokunmamak, temas hâlinde bölgeyi ovuşturmamak ve tatlı suyla yıkamamak genel öneridir. Şiddetli tepki, geniş temas ya da nefes darlığı gibi durumlarda gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Suyun içindeki sadelik

Denizanası, karmaşık organlar olmadan da yaşamın sürebileceğini gösteren iyi bir örnektir. Hareketi tek bir kas halkasına, beslenmesi tek bir açıklığa, yön duygusu birkaç küçük denge organına dayanır. Milyonlarca yıldır aynı sade tasarımla denizlerde varlığını sürdürmesi, bu düzenin ne kadar işe yaradığını anlatır. Kıyıda süzülen şeffaf bir çanı gördüğünüzde, aslında suyu iterek ilerleyen ve yolunun üstündeki her şeyi sessizce süzen küçük bir sistemin çalıştığını hatırlayabilirsiniz.

Paylaş: Facebook X WhatsApp

Hayvanlar bölümünden